Ana Sayfa Yazı Sosyal Kredi Nedir?

Sosyal Kredi Nedir?

Sosyal Kredi vizyonunu geliştirmeyi hedefleyen Kanadalı Clifford Hugh Douglas Enstitüsü'nün sosyal kredi ile ilgili yazısında çarpıcı argümanlar bulunuyor.

PAYLAŞ

1. “Sosyal kredi” ifadesi öncelikle, birlikte iş gören insanların umdukları sonuçları elde etme gücünü ifade etmektedir. Bu, tüm insan topluluklarında etkili olan bir güçtür. Büyük harfle başlayarak yazıldığında ‘Sosyal Kredi’, bu gücün tetkikini (doğasının genel hatlarıyla irdelenmesi, ondan nasıl azami şekilde istifade edilebileceği, onu nelerin zayıflattığı ve sınırlarının ne olduğu gibi araştırmaları) yahut belirli bir toplumun sosyal kredisini artırma ve koruma altına alma politikası güden kişisel veya örgütlü bir hareketi ifade etmektedir.

2. Her şeyden çok, insan ilişkilerinin temel amaçlarını göz önüne alarak genel anlamda toplumun nasıl işlediğine odaklandığı için Sosyal Kredi esasen ekonomik ve politik maksatlı birlikteliklerin doğası ve işlevselliği ile ilgilenir. Bu tip bir çalışma belirli bir tip sosyal felsefenin yanı sıra, gerçekliğin, bilginin, bilimsel yöntembilimin ve insan doğasının genel özelliklerine dair belirli felsefi yaklaşımları önceden varsaymaktadır. Ayrıca tarihi anlamak ve tarihi olayları yorumlamak için kendine özgü bir anlayışa da kaynaklık etmektedir.

3. Sosyal Kredi’nin temel felsefesi ve politikası belirlenirken dini inançlarla uyumlu olması gözetilmediği halde, geriye dönüp baktığımızda ortaya çıkan sonucun, dini değerlerin elle tutulur bir ifadesi olduğu görülmektedir. Doğru bir şekilde değerlendirildiği takdirde, Sosyal Kredi’ye destek veren başlıca metafiziksel ilham dindir.

4. Altında yatan sosyal felsefenin öngördüğü üzere Sosyal Kredi şu görüşü savunmaktadır: Her türlü ilişki, insanların o ilişkilerin hedeflediği temel amaçlara etkin ve adil bir biçimde ulaşabilmesini mümkün olduğunca kolaylaştırmak için kurulmaktadır. Yani nihai hedef topluluğun vücut bulması yahut topluluğu ele geçirmesi muhtemel olan oligarşik bir seçkinler zümresinin anti sosyal gündemlerini icra etmelerine yarayan bir araç haline gelmesi değildir. Topluluğun var oluş amacı, içindeki bireylerin her birinin esenliğini sağlamaktır. Bir birlikteliğin amaçlanan sonuçları, herkese en az sıkıntı çıkaracak şekilde, düzgün bir biçimde yerine getirildiği takdirde, söz konusu birliktelikten her bireyinin çıkarlarına en uygun sonuç elde edilmiş olur.

5. Ekonomik birliktelik bağlamında bir toplumu idare eden ekonomik sistem, ekonomik birlikteliklerin gerçek amacının yerine getirilmesine izin vermelidir, yani fiziksel imkânların el verdiği gerçekçi sınırlar dâhilinde, ürünler veya hizmetler nerede, ne zaman, ne şekilde isteniyorsa, herkese mümkün olduğunca az yük olarak, bunları teslim edebilmelidir.

6. Sosyal Kredi, ekonomik ilişkilerin beklenen sonuçları vermemesinin başlıca sebebinin, mevcut ekonomik sistemde bulunan yapısal bir özellik olduğu notunu düşer. İktisadi birlikteliklerin çoğunlukla, bazıları muntazam iktisat biliminin alanı dışına düşen bir takım istenmeyen sonuçlar doğuruyor olmasının başlıca sebebi de mevcut finansal sistemdir. Şu apaçık bir gerçek ki modern, sanayileşmiş dünyada yoksulluk yahut tam zamanlı istihdam ve bunun sonucu olan boş zamandan mahrumiyet için iyi bir sebep yoktur. Veya enflasyon için, birbirini takip eden ani yükseliş ve düşüşler için, ekonomik israf ve baltalamalar, insanlık dışı iktisadi baskılar, bireylerin borçluluğu, kronik hale gelmiş kamu borçları, yüksek ve/veya gerekçesiz vergi usulleri, sosyal çalkantılar, sosyal çürüme, insanların anayurtlarından zoraki (ekonomik sebeplerle) göçleri veya çevresel tahribat veya savaş olarak da adlandırılan toplu delilik hali ile neticelenebilen uluslararası ekonomik ve siyasi çekişmelerin hiçbiri için, iyi bir sebep yoktur.

7. Finansal sistemin hatalı yapısında birbirini destekleyen iki temel maruziyet bulunuyor. Bir yanda finansal sistemin mevcut işleyiş tarzı, nihai ürünlerin ve hizmetlerin fiyatlarının üretimi ile bunların üretimi sırasında serbest bırakılan tüketici gelirleri arasında artan bir açığa sebep oluyor. Bunun tek sebebi olmasa da başlıca sebebi, gerçek sermayenin (yani makine ve teçhizatın) fonlanma biçiminde ve bunların masraflarının mevcut finansal ve sektörel alışkanlıklara uygun biçimde muhasebe edilmesinde ve beraberinde insan işgücünün istihdamdan çekilmesinde yatıyor. Diğer yandan belirli bir tür monopoli, bankacılık kuruluşları tarafından yürütülen kredi üretim monopolisi ise, tüketici kredilerindeki bu yapay kıtlıktan istifade ederek, kendi kendine hizmet eden bir hareket tarzını ekonomik birlikteliklere dayatıyorlar. Bankalar tüketici kredisi eksikliğini gideriyorlar (ekseriyetle kredi açarak) fakat bunu yalnızca devletlerin, işletmelerin ve bireylerin satın alma güçlerini, mülklerini ve ekonomik hareket tarzı üzerindeki idarelerini kendine aktardıkları orantısız şartlar karşılığında yapıyorlar.

8. Bu problemlerin çözümü, nihai fiyatların akış hızı ile tüketici satın alma gücünün akış hızını dengelemek amacıyla, dengelenmiş fiyatlar ve milli gelir formunda, yeterli hacimde borca dayalı olmayan para üretmek ve tedavüle çıkarmaktır. Bu sayede devridaimin yeniden denge veya finansal kararlılık kazanması sağlanacağı gibi aynı zamanda tüketici piyasasına giren fiyatların da tamamıyla likidite olması temin edilecektir. Ekonomiye zerk edilen tüketici kredisi oranının yeterli seviyede seyretmesi, ekonominin fiziksel kapasitesi veya tüketicinin psikolojik doygunluğu ile sınırlı olmak üzere, yeni üretici kredilerinin tedavüle girebilmesi için gerekli desteği de sağlayacaktır. Üretici kredilerinin akış hızı, tüketicilerin gerçek taleplerine mütekabil eş yapılı cevaplar oluşturacak şekilde, nihayet serbest kalmış olacaktır. Fiziksel olarak mümkün olan ve halk tarafından rağbet gören her türlü üretim finansal olarak mümkün hale getirilmelidir.

9. Dolayısıyla yalnızca ekonomik boyutu ile değerlendirildiğinde Sosyal Kredi, bir topluluğun faaliyetlerini, o topluluğun her bireyinin iyiliğine tabi kılmak amacıyla özel olarak tasarlanan, radikal bir tür parasal reform olarak tarif edilebilir (dolayısıyla bireyi, topluluk ve topluluğa hükmeden eden elitlerin tahakkümünden kurtarabilecek bir sistemdir ki günümüz ekonomi dünyasının tipik hali bundan ibarettir). Fiziksel olarak mümkün olduğu ölçüde, ürünler veya hizmetler nerede, ne zaman, ne şekilde isteniyorsa, herkese mümkün olduğunca az yük olarak bunların teslim edilmesinin, bu tip bir reformun doğal sonuçlarından biri olması beklenir.

10. Siyasal birliktelikler bağlamında, bir topluluğu idare eden siyasal sistem, siyasal birlikteliğin gerçek amaçlarının yerine getirilmesine imkân sağlamalıdır, yani her bireyin, diğerlerine mümkün olan en az sıkıntı çıkararak, kendi işleri üzerinde etkin bir egemenliğe sahip olmasını, fiziksel ve gerçekçi sınırların el verdiği ölçüde, mümkün olduğunca kolaylaştırmalıdır.

11. Geleneksel finansal sistemin ve neticesi olan ekonomik düzenin çok derin politik yansımaları bulunuyor. Diğer yandan, mevcut sistem epey ekonomik sürtüşmeye sebep oluyor ve sıklıkla, ulus içi veya uluslararası, politik hatta askeri çekişmelerle neticeleniyor. Sadece bir örnek olması adına, tüm ulusların “olumlu cari ödeme dengesine” sahip olması imkânsız olduğu halde, dâhildeki satın alma gücü eksiliğini gidermek amacıyla tamamı birden bu tip bir sonuç elde etmek için epey çaba sarf ediyorlar (veya hiç olmazsa cari dengesizliği asgariye indirmek için). Bu hedef çakışmasının her an ekonomik ve hatta askeri bir seferberliğe dönüşmesi yalnızca fırsat ve zaman meselesi. Diğer yandan aynı sistem büyük miktarda finansal zenginliği, ayrıcalığı ve gücü, sosyoekonomik piramidin zirvesinde biriktirmeye devam ediyor. Finansal ve ekonomik gücün böyle merkezi bir hale gelmesi, bu düzensiz finansal sistemin en büyük destekçilerini öyle üstün bir konuma yerleştiriyor ki, bu elit tabakanın zevkine en uygun olan politikaların, yani sahip oldukları kredi tekelini ekonomik, politik ve kültürel ayakları olan mutlak bir sosyal tekele dönüştürecek olan politikaların benimsenmesi için siyasal örgütleri ikna edecek veya hiç olmazsa onlara ağır baskı yapacak farklı imkânlara sahip oluyorlar. Sosyal Kredi, modern ‘demokratik’ ülkelerdeki siyasal örgütlenmelerin amaçlanan hedeflere ulaşamamasının başlıca sebebinin, paranın gücü tarafından dizginlenen, siyasal birlikteliklerin gerçek gayesine yabancı bir neticeye hizmet eden, kötü tasarlanmış siyasal sistem olduğu notunu düşer.

12. Her şeyden önce, geleneksel ‘demokrasi’ her bir bireyin kendi işleri üzerinde etkin bir egemenlik kurmasına imkân ve destek sunacak bir siyasal birlikteliği vatandaşların tek başlarına kurmasına olanak sağlamamaktadır çünkü böyle bir hedefi dahi yoktur, dolayısıyla oraya ulaşmak için tasarlanmamıştır. Liberal iktisat kuramına göre devletin gerçek hedefi, farklı amaçlar uğruna rekabet eden topluluklar arasında denge oluşması için hakemlik yahut arabuluculuk yapmaktır: ‘siyaset taviz (uzlaşma) sanatıdır’. Bu görüşü benimseyenler, üzerinde ittifak edilen genel veya ortak bir beklenti doğrultusunda, mesela nesnel bir biçimde mümkün olan sınırlar dâhilinde ve herkese mümkün olduğunca az yük olarak, herkesin kendi işleri üzerinde sahip olduğu etkin bireysel egemenliğin artırılması gibi amir bir genel amaç belirlenebileceğini hayal dahi edememektedirler. Gerçekten ortak bir politika bulunabileceği ihtimali, daha en başından, değerlendirilmiyor bile. Sonuç olarak, birçok vatandaş devlet politikalarının halkın genel iradesini yansıttığı varsayımını yapıyor olsa da, bu tip ‘demokrasiler’ politik birlikteliklerin gerçek amaçlarına ulaşmalarını dahi hedeflememektedir. İlk konunun bir sonucu ve ikinci olarak, geleneksel demokrasinin mekanizmaları (oy verme sistemleri ve çok partili sistem) bireylere gerçek yani etkin bir devlet kontrolü sunamıyor.

13. İşleri daha da karıştırmak için, bu tekelci finansal sistem özellikle ‘Yüksek Finans’ ve ‘Uluslararası Finans’ gibi seviyelerde ‘Büyük Şirketler’ ile birlikte, geleneksel demokratik sistemdeki zafiyetlerden istifade ederek kendi çıkarlarına hizmet eden politikaları toplumun bireylerine empoze ediyorlar: böylece siyasal gücün kendi ellerinde, bir merkezde birikimini hızlandırıyorlar. Para üretim ve arzını kontrol etmek, ödüllendirme ve cezalandırma gücünü elinde tutmak anlamına geliyor. Bu güç aracılığıyla devlet kurumları, hükümetler, siyasal partiler ve bireysel politikacıları kontrol etmek veya en azından baskı almak mümkün oluyor. Bu güç aracılığıyla basın yayın, eğitim ve eğlence gibi sektörleri fonlamak suretiyle kamuoyu oluşturmak veya en azından kamuoyunu derin bir etki altına almak da mümkün oluyor. Dolayısıyla yüksek finans, gücü tekelleştirmek isteyenlerin elinde siyasal idare yetkisini daha da merkezi şekilde biriktirecek olan bu geçiş politikalarına kucak açmaları için toplumu aşağı bastırma ve aşağıdan yukarı çekme gücü olan bir makamda bulunmaktadır. Ulaşılabilecek en ileri merkezileşme evresi olan siyasal merkeziyetçilik politikasının mantıki sonucu, Uluslararası Finans tarafından, birleşik dünya totaliter diktatörlüğünün kurulması olabilir: ‘Yeni Dünya Düzeni’.

14. Geleneksel demokrasinin yaşadığı bu sektelerin çözümü için, açıkça ve özel olarak siyasal örgütlenmelerin gerçek amacına hizmet eden ve ardından vatandaşların bizzat kendileri tarafından, kişinin kendi işleri üzerindeki etkin egemenliğini dağıtma yeteneğine göre değerlendirilip idare edilen bir siyasal sistemi gündeme getirerek, demokrasiyi rehabilite etmek gerekmektedir.

15. Bu tip bir sistem üçayaklı bir yapıya ihtiyaç duyar. Etkin demokrasi, insanların, başka insanların işlerini aksatma yahut siyasal birlikteliğin nesnel bir biçimde işlevsel gerekliliklerine aykırı hareket etme hakkına sahip oldukları anlamına gelmemektedir (bunlar doğal yasalara dayanmaktadır ve ancak yüksek bedeller karşılığında görmezden gelinebilirler). Etkin demokrasi, kamusal nitelikteki tüm faaliyetlerin, o toplumu oluşturan bireylere azami faydayı sağlayacağından bireylerin emin olma hakkı ve gerçek gücü demektir. Bu hedefe ulaşmak maksadıyla, doğuştan sahip olunan ve dolayısıyla devletten önce gelen meşru bireysel hakları kutsal gibi korumak adına devlet ve hükümetlerin gücünü sınırlayan anayasal bir zemin bulunmalıdır. Bu yasal zemin bir Koruyucu Komisyon yahut Ayan Meclisi tarafından himaye edilmelidir. Ayrıca politik kararları yürütmek için (belirlemek değil) vatandaşlara karşı kişisel olarak ve tamamen sorumlu olan bir dizi kamu görevi hiyerarşisi de bulunmalıdır. Son olarak, vatandaşların bireysel olarak doğrudan veya meclisteki temsilcileri aracılığıyla yürürlükteki politikaları etkileyebileceği ve yönetim hiyerarşisine sonuç odaklı müeyyide uygulayabileceği bir dizi mekanizmanın bulunması gerekir. Bu tip mekanizmalara örnek olarak parti adayları yerine bağımsızları oylamak (siyasi parti sisteminin sonu), milletvekillerini geri çağırma hakkı, yurttaş girişimleri ve referandumlar, sorumlu oylama (gizli oylama sisteminin sonu) ve en önemlisi, mümkün olan en geniş arz derecesinde ise devlet hizmetlerinden/programlarından anlaşma yoluyla veya tercih ile çıkmak sayılabilir.

16. Ekonomik, siyasal ve kültürel birlikteliklerin doğasına ve düzgün yönlendirilmesine yönelik Sosyal Kredi felsefesi ve politikası, uygarlık tarihinin analiz edilmesi ve değerlendirilmesi için bir Arşimet noktası sağlıyor ki bu da uygarlığın geleceğinin kamu yararı ve genel memnuniyete istikametine çevrilmesi için kullanılabilir.

17. Her şeyden önce şunun bilinmesi gerekiyor ki uygarlık tarihi boyunca olup bitenlerin büyük bir kısmı çeşitli insan örgütlerinin benimsedikleri belirli politikalar sonucuyla veya etkisiyle ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla tarihin bir dizi bağımsız tefrikadan ziyade tebellür etmiş siyaset olarak tanımlanması isabetlidir.

18. İkinci olarak şunun bilinmesi gerekiyor ki siyaset tarihi birbirine tamamen zıt iki sosyal politikanın mücadelesidir: despotik birlikteliklere kaynaklık eden hâkimiyet siyaseti (ki bu, uygulamada çoğu zaman bir oligarşi politikasıdır) ve hakiki demokratik birlikteliklerin temelinde yatan özgürlük politikası. Despotik birliktelikler örneğinde uygarlık tarihi aynı zamanda, hâkimiyet siyasetini tedvir edip haksız kazanılmış meyvelerinin tadını çıkaran taraf olmak için birbirleriyle mücadele eden, birbirlerinin aynı değillerse bile fikirsel olarak benzer bireylerin ve gurupların bir hikâyesidir.

19. Görünen o ki tarihteki ilk çatışma, yani oligarşi ile sıradan bireylerden oluşan yığın arasındaki mücadele, zirve noktasına günümüz dünyasında ulaşacak. Hâkimiyet siyasetinin ve dolayısıyla despotik örgütlenmelerin günümüzde dünya üzerinde uygulanmasına olanak sağlayan neredeyse yegâne araç finanstır ve eğer yasalarla düzenlenmesine özen gösterilmezse finans, akranlarına siyaset dayatmak üzere, bir insanın aklında yarattığı en güçlü enstrümandır.

20. Bu nedenle insanların şunu bilmeleri önem arz ediyor ki genel halk tarafından tarihin algılanış biçiminin çok güçlü siyasal yansımaları bulunmaktadır. Bir birlikteliğin kazancına kazanmadan el koyma peşinde olanların, sahip oldukları toplumsal egemenliği idame ve tahkim etmeye yarayan bir tarih anlatımının halk diline yerleştiğinden emin olmak için tatmin edici sebepleri bulunuyor. Tarihin temsili, aynen deneysel bilimin tatbikinde olduğu gibi kolayca politik hale getirilebilir, yani nesnel gerçeklik ile çeliştiği halde belirli siyasal amaçların elde edilmesinde faydalı olan inanışları yaymak için kullanılabilir. George Orwell’in 1984 romanında belirttiği üzere: “Geçmişe hükmeden… geleceğe hükmeder: şimdiye hükmeden geçmişe hükmeder.” [1]

[1] George Orwell, 1984 (New York: Plume, 1983), 30. Aslına bakarsanız bu ilke, kurgusal Okyanusya süper devleti üzerinde neredeyse sınırsız tahakküm sahibi olan totaliter Parti’nin sloganlarından biriydi.