Ana Sayfa Yazı Keynesçi İktisadın Mantıki Sonucu Gerileme Sarmalıdır

Keynesçi İktisadın Mantıki Sonucu Gerileme Sarmalıdır

Federal hükümet, Federal Rezerv ve Wall Street’in habis ittifakı kapitalizmin kökünü kazıdı ve gelişen bir serbest piyasa olan Amerika Birleşik Devletleri'ni gerileyen bir şirket devletine dönüştürdü.

PAYLAŞ
Maynard Keynes

Merkezi ekonomik planlamanın modern zamanlardaki belki de en büyük savunucusu ekonomist John Maynard Keynes olmuştur. Politik sosyalist olan ve bir süre boyunca merkez bankasında görev yapan Keynes, devletin ekonomide büyük ve faal bir rol üstlenmesi gerektiği fikrini savundu. Keynes’in iktisadi kuramlarının yol açtığı kasıtlı veya kasıtsız sonuçlardan bir tanesi de günümüz Batı ekonomilerinin büyük, merkezi devletler, merkez bankaları ve devasa borçlar ile karakterize oldukları gerçeğidir.

Columbia Üniversitesinden Dr. Andrew Gelman’a göre

“basit bir sistem karmaşık bir sistemi kontrol etmeye kalkıştığında, amaçlanmayan sonuçlar kanunu devreye girmektedir. Politik sistem basittir: Sınırlı bilgi (rasyonel cehalet), kısa vadeli zaman ufku, düşük geri bildirim ve zayıf yahut birbiriyle çelişen dürtüler ile iş görür. Politik sisteme kıyasla toplum ise karmaşık, evrim geçiren, yüksek geri bildirimli, dürtüye dayalı bir sistemdir. Basit bir sistem karmaşık bir sistemi kontrol etmeye kalkıştığında genellikle amaçlanmayan sonuçlar ortaya çıkar.”

Profesör Gelman’ın önermesinin, merkez bankacılığı için de aynen geçerli olduğu görülüyor.

Devlet politikalarının Keynesçi kuramlara dayandırılması ve merkez bankalarının kurulması, merkezden planlı bir ekonomi rabıtası oluşturuyor. Bu merkezden planlı süreci kontrol altına almak, şirketler için kazananın her şeyi alacağı bir fırsat olarak görülüyor. Bunun sonucunu ABD’de, Amerikan federal devletinin, Merkez Bankası (ayrıca diğer büyük bankalar) ve büyük Amerikan şirketleri ile kurduğu habis ortaklık olarak görüyoruz. Merkez bankasının desteğini alan devletin ekonomide büyük ve faal bir rol alması gerektiği temel fikrine dayanan Keynesçi mantık silsilesi, merkezden planlanan bir ekonominin zeminini hazırlayarak, nihayetinde bir şirket devleti ortaya çıkarmaktadır.

ABD ekonomisi bir gerileme sarmalına hapsolmuş durumda. Sürekli büyüyen ve her geçen gün daha da büyük çaplı ekonomik müdahalelerin altına giren ABD federal devletinin kendisi 2007 yılında başlayan ekonomik daralmanın maddi sebeplerinden bir tanesi haline gelmiş oldu. Parasal genişleme ile ekonomiyi büyütmeye teşebbüs ederek, yani borca dayalı harcamayı teşvik eden ABD Federal Rezerv (merkez) Bankası birikimleri yok etti ve doruk noktası emlak balonu olan bir dizi yıkıcı ekonomik balona gaz verdi. Aynı esnada büyük ABD bankaları da pervasızca borç vermeye ve borsa dışı türevler üzerine yüzlerce trilyonluk yüksek riskli kumarlar oynamaya giriştiler. Riskli ve güvencesi bulunmayan maceralar olarak tanımlanabilecek borsa dışı türevler, 2008 yılından beri Batı devletlerini adeta iflas ettiren “batmak için fazla büyük” doktrininin temel sebebiydi. ABD başkenti Washington DC’deki nüfuz alanını sürekli genişletmeye çalışan ve ABD’de üretimi azaltarak daha yüksek kâr elde etmenin yollarını arayan büyük Amerikan şirketleri ABD piyasasının ve ekonomisinin altını oydular. Büyük Amerikan şirketlerinin sahip oldukları nüfuz sebebiyle ABD federal devleti yıkıcı gelişmeleri engellemek adına neredeyse hiçbir şey yapmadı.

Keynesçi ekonomi teorilerini uygulayan ABD federal devletinin 2007’de başlayan daralmaya ve 2008 yılında başlayan finansal krize verdiği siyasi cevap, devleti daha da büyütmek oldu, üstelik artan bir hızla. Bir başka deyişle, daralma ve finansal krize sebep olan (devletin nispi büyüklüğü ve buna bağlı ekonomik düzensizlikler gibi) iktisadi dengesizliklerin bazı temel sebeplerine, yenileri eklendi. Sonuç olarak ABD’de 2011 yılının ikinci yarısında başlayan ve “çift dipli gerileme” adı verilen daralma, 2007-2009 yıllarındaki ekonomik çöküşten daha uzun sürecektir ve nihayetinde daha şiddetli geçecektir.

Baltık Kuru Yük Taşımacılığı Endeksi (BDI), uluslararası taşımacılığın kriz seviyelerine geri döndüğünü belirtiyor. ABD dünyanın en büyük ekonomisi olduğuna ve büyük bir cari açığa sahip olduğuna göre, BDI verileri ABD ekonomisinin gerilemede olduğuna işaret ediyor.

Keynes ve Leviathan: Devletin Büyüklüğü

Aslen İncil’de ve demonolojide bahsi geçen bir su canavarı, cehennemin yedi prensinden biri ve ayrıca kapıcısı olan Leviathan ismini Thomas Hobbes, yapay bir politik düzene, mesela devletin kuruluşuna gönderme yapmak amacıyla seçmiştir. Bireysel haklar ile egemen devletlerin güçleri arasındaki ayrım konusuna kafa yoran Hobbes, sosyal sözleşme fikrini irdelemiştir. Bir devlet vatandaşlarından vergi topladığında, bireylerin mülkiyet hakları üzerinde devletin hakkı olduğunu zımnen ortaya koymuş olur ve devletin, ekonomik kaynakları hane halkından, bireysel girişimcilerden, şirketlerden ve özel yatırımcılardan daha iyi kullanabileceği varsayımında bulunur.

Teoriye göre devlet ekonomik kaynakları kullanarak özel mülkiyetli şirketlerin yerine getiremeyeceği milli savunma yahut acil müdahale hizmetleri gibi, doğası gereği ekonomik olarak üretken veya kârlı olmayan, fakat yine de toplum için gerekli olan amaçları yerine getirir.  Buna kıyas ile “istihdam yaratmak” veya “ev mülkiyetini artırmak” gibi idealist projelere girişmek, ekonominin üretken unsurlarının haklarına tecavüz etmektedir. Gel gelelim, rekabet yokluğundan ötürü, özel mülkiyetli işletmelere kıyasla devletler verimsizdirler. Dahası, tarihi vesikalar merkezi planlamacıların harika ekonomik kararlar almak konusunda yetersiz olduklarına işaret ediyorlar.

Thomas Hobbes’un Canavar Devlet Tasfiri

Devletin özel sektöre el atması, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi, genellikle devlet müdahalesini gerekli hale getirdiği düşünülen asıl sebepleri şiddetlendirmektedir. Örneğin ABD federal devleti devlet garantili öğrenci kredisi sağlayarak eğitime el attığında, sonuç olarak üniversite eğitiminin faturası, öğrencilerin ödünç alıp kariyerleri boyunca geri ödeyebilecekleri azami limite doğru tırmandı. Bunun tek sebebi kredinin devlet tarafından sağlanmasıydı. Garantiler sebebiyle daha fazla, daha riskli, daha büyük meblağlı krediler açıldı ve eğitim masrafları yükseldi.

ABD federal devleti azınlıkları ve fakirleri ev sahibi yapmayı teşvik ettiğinde, ev kredisi (mortgage) garantileri ev fiyatlarının yükselmesine yol açtı eşik altı ipotekli konut bozgununun ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Eşik altı ipotek bozgunu öncesinde bankalar, teminatlı borç senedi ve ipoteğe dayalı menkul kıymet formunda Fannie Mae ve Freddie Mac gibi devlet destekli kuruluşlar ile yatırımcılara satmak amacıyla, kredi koşullarına uymayan borçlanıcılara krediler açtılar.

Elbette bankalar bilerek kötü kredi açmakla suçlanabilir ki bu, yolsuzluk (sahtekârlık) suçunu teşkil etmektedir, fakat problemi mümkün hale getiren koşulların ortaya çıkmasındaki esas etmen, devletin konut piyasasına müdahalesi olmuştur. Kredi koşullarını karşılamayan düşük gelirli borçlanıcılara kredi akışını artırmaya yönelik politikaların amaçlanmayan sonuçlarından bir tanesi, yolsuzluğa kapı aralamak olmuştur. Elbette yolsuzluk suçu işlemeleri için ABD federal devleti borçlandırıcıları zorlamış değildir. Dolayısıyla ABD ev kredisi (mortgage) felaketinin sorumluluğu, serbest piyasaya müdahale eden, yanlış hedefli politikalar takip eden, düzenleyici gözetim ve kanunların yürütülmesi konularında başarısızlık gösteren ABD federal devleti ile ev kredileriyle ilgili yaygın yolsuzluklara girişen bankalar arasında paylaşılmaktadır.

Vergilendirme, para yardımı (sübvansiyon), teminat (devlet garantisi), kanuni düzenleme ve benzeri araçlar yardımıyla, devletler zenginliği yeniden dağıtırlar ve ekonomik faaliyetleri manipüle ederler. Devlet harcamaları iyi sebeplere dayanabilir veya hiç olmazsa iyi niyetlerden kaynaklanıyor olabilir fakat bu durum önlenemez bir biçimde, devlet ile sıkı bağları olan işletmelerin lehine olurken, vergi ödeyen fakat destek almayanların aleyhine olmaktadır. Teorik olarak azametli devlet girişimleri yüksek ahlaki amaçlara dayanabilirse de, özel sektör ile çakışan devlet programları, ekonomik kaynakları politikacıların desteğine sahip işletmelere yönlendirmekle birlikte devletin masraflarını almamakta, dolayısıyla ekonomik bozukluklara yol açmakta ve toplum için net zenginlik kaybı anlamına gelmektedir.

Rahn eğrisi adlı iktisat kuramı devlet harcamalarının ideal bir seviyesi bulunduğunu öne sürer ve azami ekonomik büyüme elde etmek için gayri safi milli hasılanın %15’i ile %25’i arasında devlet harcaması yapılmasını öngörür.

Rahn eğrisi

Devletin büyüklüğü arttıkça ekonomik büyümenin önünü keser ve nihayetinde devletin yükü altında ezilen ekonomi küçülür.

Devletin büyüklüğünün ekonomiye kıyasla artması ekonomik büyümeyi yavaşlatmakla kalmaz, ayrıca devlette israf, yolsuzluk ve kötüye kullanım ihtimalini ve bunların faturasını artırır.

A.B.D. Devleti İstihdamı Nasıl Yok Ediyor

Artırılmış yasal düzenlemeler gibi yollarla, ekonomi üzerindeki devlet kontrolünün sürekli artmasının teorik faydalarını siyasetçiler yere göğe sığdıramıyor olsalar da bireysel girişimcilerin, işletmelerin ve özel yatırımcıların bakış açısıyla devlet bir derttir (musibettir), zenginlik üretiminin önünde duran bir engeldir ve sayısız masraf ile riskin kaynağıdır. Ekonomiye kıyasla devletin boyutu ne kadar büyürse, iktisadi faaliyetleri caydırıcı etkisi de o denli büyüme eğilimi gösterir. Aile şirketlerinden yüksek teknolojili iş girişimlerine uzanan bir yelpazedeki küçük işletmeler ABD’deki istihdamın kabaca %70’ini oluşturdukları halde, üzerlerine düşen devlet yükü orantısızdır çünkü devlet düzenlemelerine uymak için veya uyduklarını göstermek için daha sınırlı kaynaklara sahiptirler.

Sayısız devlet kurumundan bir tanesi tarafından incelemeye veya soruşturmaya tabi tutulan büyük işletmelerin muhasebe, hukuk ve uyumluluk bölümleri bu tip konularla baş etmek için gerekli donanımlara sahiptirler. Gel gelelim küçük bir şirket benzer güçlüklerle karşılaştığında veya devletten ruhsat, lisans veya sertifika almaya kalkıştığında, bu doğruca şirket işlerine yansımakta ve ilintili müşavirlik, hukuk ve yasal uyumluluk masrafları şirketin para kaybetmesine veya batmasına yol açabilmektedir. İnceleme veya soruşturma ile karşılaşan ABD’deki küçük işletmeler genellikle derhal iş birliği yapmanın yollarını aramakta ve sıklıkla devletin müdahalesini hemen sona erdirmek amacıyla, itirazda bulunmadan cezaları ödemektedirler. Büyük şirketlerin devlete anlaşmazlık yaşamaya yetecek imkânları olduğu halde küçük şirketler gaspa eşdeğer bir muamele ile yüz yüze kalıyorlar.

Pratik anlamda ABD’deki şirketler yalnızca, herhangi bir usulsüzlük deliline ihtiyaç duymadan şirketlerin kapısına fiilen kilit vurma imkânına sahip devlet bürokratlarının takdiri ile ticari faaliyet izni alabiliyorlar. Küçük işletme sahiplerinin kendi devletlerinden, haklı bir sebebe dayanan sürekli bir korku duydukları gerçeğini bir kenara bırakırsak, sonuç olarak geriye ekonomik faaliyetlerin boğulması ve net istihdam kaybı kalıyor. Örneğin tek malikli şahıs işletmeleri gibi ABD’deki geleneksel küçük işletmeler, işçi alımından kaçınmaya yönelik artan bir eğilim gösteriyorlar.

Şahıs şirketlerinin çalışan sayıları

Serbest piyasa rekabeti ile, iktisadi koşulların belirsiz bir doğaya sahip olması, yeni iş girişimleri için bolca risk ortaya koyuyor. Ekonomiye nazaran fazlasıyla büyük bir devlet ekonomik faaliyetlere zarar verir ve yeni şirketlere yatırım yapılmasını caydırır. Obamacare gibi devlet düzenlemelerine uyumluluğun mali yüküne, vergiler ve muhtemel cezalar eklendiğinde ortaya çıkan masraflar işletme maliyetlerini artırıyor, işe dayalı riskleri şiddetlendiriyor ve yasal uyumluluğun faturasının daha da büyümesine sebep oluyor. İş yapmanın riskini ve masrafını sistematik bir biçimde (devlet boyutu ile paralel bir biçimde) artırmanın sonucu olarak yeni işletme kuruluş hızı düşüyor ve yatırımcılar geri dönüş alabilecekleri başka yerleri araştırmak için cesaretleniyorlar.

ABD’nin 1910-2011 yılları arası toplam harcamaları.

Halihazırda GSYH’nin %45’i eden Amerikan devleti istihdamı artırmak istiyorsa izlemesi gereken doğru politika, küçük şirketlere engel çıkaran sayısız düzenleme, vergi ve ücreti büyük oranda azaltmak olacaktır. Devlet için istihdam yaratmanın yolu, istihdamı daha az engellemektir. Gel gelelim devletin boyutunu küçültmek için siyasi bir istek mevcut olmadığı için gerçek GSYH’nin küçülmeye devam etmesi ve istihdamda kalıcı bir azalma yaşanması beklenebilir.

Keynes ve Ziz: Hiç yoktan para

Yahudi mitolojisindeki gök canavarı Ziz, griffin (kartal başlı aslan gövdeli ejderha) benzeri, güneşi kapatacak kadar geniş kanat açıklığına sahip dev bir kuştur. Federal Rezerv gibi merkez bankaları merkezden ekonomi planlanmasının örnekleridirler. Faiz oranları, banka rezerv oranları, enflasyon ve diğer yöntemleri kullanan merkez bankaları para arzını kontrol ederler ve paranın değeri ile masrafı üzerinde merkezi tasarruf uygularlar. Varsayıma göre kamunun iyiliği için merkezi planlama yapan devletin aksine Federal Rezerv, bankaların iyiliği için merkezi planlama yürütmektedir. ABD federal devletine benzer biçimde Federal Rezerv Bankası da parasal mekanizmalar aracılığıyla harcama ve yatırım örgülerini bozmakta, zenginliği yeniden dağıtmakta, hane halkının, bireysel girişimcilerin, işletmelerin ve özel yatırımcıların finansal ve ekonomik kararlarının önünü almaktadır.

Bir merkez bankası sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ile nüfus artışını desteklemeye yeterli olacak seviyeyi aşacak şekilde para arzını artırırsa, paranın değerini seyrelterek (sulandırarak) ve fiyat artışına sebep olarak birikimlerin ve ücretlerin değerini azaltmış olur. Wall Street, Federal Rezerv’e kucak açmaktadır çünkü genişlemek ve faaliyetleri finanse etmek için, basit parasal politikalar ucuz bir yol sunmaktadır fakat bunun bir bedeli de bulunuyor. Enflasyonist (yani parayı şişirmeye dayanan) parasal politikalar tasarrufçular aleyhine spekülatörlere destek vermekte ve gerçek sermaye oluşumu yerine borcu teşvik etmektedir.

Bankalar zenginlik üretmezler. Borca dayalı ex nihilo para üretimi yapan finansal sistemin yapısı, zenginlik üretiminden pay kapmaları için adeta bankalara teminat sunuyor. Kredi hizmeti (anapara ve faiz ödemeleri), tüketicilerin ve işletmelerin gelir kaynaklarına bağlandığı takdirde elde edilen üretim fazlası sermaye oluşturmak yerine bankaların mal varlığını artırmaya yarıyor. Dolayısıyla Federal Rezerv, zenginliğin zamanla bankalarda biriktiği fakat sermaye üretiminin azaldığı bir sistemin tam merkezinde bulunuyor. Bu durum ironik bir biçimde borçlanma ihtiyacının artmasına sebep oluyor. Girişimcilerin ve işletmelerin büyük bir kısmının borç almaktan başka pek bir seçeneği bulunmuyor ve bunlar başarılı olsalar dahi, milli hasılaya oranla büyüyen borç yükü sebebiyle bir bütün olarak ekonominin yine de zarar görmesi tehlikesi devam ediyor.

Keynesçiler Federal Rezerv’in teminatsız itibari parasına kucak açıyorlar çünkü bütçe açığına dayanan kamu harcamaları yaparak ekonomiyi canlandırmanın, borçtan daha hızlı artan bir ekonomik büyüme sağladığını öne süren teoriye dayanarak devletin özgürce borçlanmasına ve harcama yapmasına imkân sağlıyor. Gel gelelim borç hizmetinin bir işlevi olarak, alınan toplam borç miktarı arttıkça, gayrı safi milli hasılada bir dolarlık artış yapmak için borç alınması gereken dolar miktarı da yükseliyor.

Sonuç olarak, borç kullanarak GSYH’de artış sağlamanın imkânsız hale geldiği, dolayısıyla devletin mevcut borçlarını da çeviremediği bir borç doygunluğu durumu ortaya çıkıyor. Keynes teorilerinin aşırı uçlardaki sonuçlarına örnek olarak, devletler ödeme gücü yitimi yaşıyor ve temerrüde düşüyor. Elbette bu temerrüt, para biriminin değerini düşürmek ve borcun gerçek değerini azaltmak maksadıyla, kendini parasal bolluk olarak gösterebiliyor, Federal Rezerv’in parasal genişleme politikası ve devam eden bağdaşır parasal politikası gibi.

Keynes ve Behemot: Şirketokrasi

Behemot, Eyüp Kitabı’nda bahsi geçen mitolojik bir dev kara canavarıdır ve ziyadesiyle büyük veya güçlü varlıkları tarif etmek için kullanılagelmiştir. Günümüz ABD ekonomisi serbest pazar hariç her şeye benziyor. Aslına bakarsanız ABD devleti gitgide artan bir biçimde, oligarkları büyük şirketlerden oluşan bir oligarşiye, yani “şirketokrasiye” benziyor. Dolayısıyla Keynes tarafından tasavvur edilen ihtişamlı devlet ile merkez bankası adlı kurumun gayri meşru çocuğu, bir şirket devletidir (korporatif devlet).

Devlet büyük değilse, şirketlerin onu etki altına almak için çok az sebebi var demektir. Fakat ABD ekonomisinin yarısını devletin (yerel yönetimler, eyaletler ve federal devlet dâhil) temsil ettiği düşünülürse, devleti etki altına almak her şirket için kritik öneme sahip demektir. Keynesçi iktisadın öngördüğü gibi devletin büyük boyutlu olması, fırsatlar ve gerekçe sunuyor fakat bunu başarabilecek imkânlar yalnızca büyük şirketlerde bulunuyor.

ABD Merkez Bankasıyla ticaret yapan şirketlerin seçim kampanyalarına yaptıkları yardımlar.

Devleti etki altına almak isteyen şirketlerin amaçları arasında devlet ihaleleri almak, (araçlar için çocuk koltuğundan sağlık sigortasına kadar) bazı ürün ve hizmetlerin tüketilmesini temin etmek, vergiden kaçınmak, kârı güvence altına almak, yasal düzenlemelerde delik açmak, pazarı korumak, rekabeti ortadan kaldırmak, kayıpları topluma mâl etmek gibi birçok sebep sayılabilir.

Siyasal seçimlerde yaptıkları bağışlar, kurumsal lobi faaliyetleri ve döner kapılar aracılığıyla Wall Street, Washington D.C. üzerinde neredeyse mutlak bir etki gücüne sahip. Lobicilerin yakın ilgisi ile yazılan yasal düzenlemeler genellikle okunmadan yahut anlamlı bir tartışma konusu yapılmadan, ABD kongresi tarafından olduğu gibi onaylanıyor. En büyük şirketler kampanya bağışları yoluyla ve siyasal eylem komitelerini fonlama yoluyla politik adaylara destek oluyorlar. Bu adaylar ve komiteler ise politik amaçları uğruna başka araçların yanı sıra, şirketlerin halkla ilişkiler araçlarından da istifade ediyorlar. Anahtar devlet kademelerine sürekli, açıkça çıkar çatışması yaşayan kişiler geliyor ve bu çıkar çatışmalarının varlığı rutin bir biçimde görmezden geliniyor.

Amerika Birleşik Devletlerinin güncel gerçekliğine baktığımızda, federal hükümetin Keynesçi merkezi planlama gücünü en büyük şirketlerin ele geçirdiğini bu güçleri kendi çıkarlarına uygun bir biçimde daha da büyük ve doğrudan ekonomik müdahaleler yapmak amacıyla ve ayrıca serbest piyasa rekabetine karşı bir koruma kalkanı olarak kullandıklarını görüyoruz. Securities and Exchange Commission (SEC), Commodities and Futures Trading Commission (CFTC) ve Food and Drug Administration (FDA) gibi ABD’li yasal düzenleyici makamların tamamı, düzenlemeleri gereken sektörler tarafından ele geçirilmişler gibi görünüyorlar. Devlet yetkilileri düzenlemeleri seçici bir biçimde, genellikle organik süt işletmesi gibi küçük işletme ve büyüyen şirketlerin aleyhine olacak şekilde uyguluyorlar. Yetkililer böylelikle küçük şirketler, serbest piyasa rekabeti ve tüketici tercihine karşı en büyük şirketlerin menfaatlerini korumuş oluyorlar.

ExxonMobil ve Chevron gibi petrol şirketleri; Johnson & Johnson, Pfizer ve GlaxoSmithKline gibi ilaç şirketleri; Archer Daniels Midland gibi federal hükümet tarafından yoğun bir biçimde desteklenen tarım işletmeleri; Monsanto gibi tarımsal biyoteknoloji şirketleri; Lockheed MartinNorthrop GrummanBoeingRaytheon ve General Dynamics gibi askeri müteahhitler ve Bank of America, J. P. Morgan Chase, Citigroup, Wells FargoGoldman Sachs ve Morgan Stanley gibi bankaların da dahil olduğu en büyük ABD şirketleri devletin genişlemesine, açığa dayalı kamu harcamalarına ve merkezi ekonomi planlamasına taraftar olmakla kalmadılar. Siyasal seçimlerdeki bağış uygulamaları göz önüne alınırsa bu şirketlerin, ABD’nin de facto oligarkları haline geldikleri söylenebilir.

Leviathan, Ziz, Behemot ve Keynes

ABD ekonomisindeki gerileme, merkezi ekonomik planlamayı yücelten ve merkez bankacılığını bağrına basan Keynesçi iktisadın mantıki sonucudur. Leviathan, Ziz ve Behemot’un (yani federal hükümet, Federal Rezerv ve Wall Street’in) habis ittifakı, kapitalizmin kökünü kazıdı ve gelişen bir serbest piyasa olan Amerika Birleşik Devletleri’ni gerileyen bir şirket devletine dönüştürdü.

Merkezi ekonomik planlama ve merkez bankacılığından şirket devletine giden yolda, Federal hükümet, Federal Rezerv ve Wall Street üçlüsünün her biri rol üstlendi.  Siyasetçiler büyük bir devletin, sosyal refah devletinin ve bütçe açıklarının bahanesi olarak Keynesçi iktisattan faydalandılar. Federal Rezerv bankası parasal genişleme aracılığıyla ekonomiyi büyütmeye çabalayarak tüketime odaklandı fakat borç seviyelerini görmezden geldi ve istemsiz bir biçimde finansal spekülasyonu teşvik etti. Aynı zamanda Wall Street de ABD’de üretimi (ve istihdamı) azaltarak, ayrıca devleti etkilemek için hiçbir masraftan kaçınmayarak daha fazla kâr elde etmek peşine düştü.  Sonuçta ortaya çıkan şirket devleti, ABD’deki kapitalizm ile serbest piyasanın altını oydu ve köklü yenilikler yapmaksızın kurtulmanın mümkün olmadığı, aşağı yönlü bir ekonomik gerileme döngüsüne sebep oldu.

Makalenin özgün hali için: Hera Research, LLC.

 

Keynesçi İktisadın Mantıki Sonucu Gerileme Sarmalıdır

RON HERA