Ana Sayfa Yazı Borçlar, Bastiat ve Modern İktisat Bilimi

Borçlar, Bastiat ve Modern İktisat Bilimi

PAYLAŞ

Eski bir hikâye vardır. Uzak, sakin bir Meksika köyündeki bir otele girerek gece için bir oda ayırtan ve ön ödeme olarak 1000 peso veren bir yabancı ile ilgili bir hikâye. Otelci bu umulmadık gelişme karşısında pek sevinir çünkü köy ıssız bir yerdedir, o bölgeye gelmek için çok az insanın herhangi bir sebebi vardır ve para nadir rastlanan bir şeydir. Otelci 1000 peso borçlu olduğu köy kasabına giderek borcundan kurtulur. Kasap 1000 pesoyu alarak et için aynı miktarda borçlu olduğu çiftçiye öder. Çiftçi parayı hizmetleri karşılığında borçlu olduğu Maria’ya teslim eder. Ardından köyün erkeklerini eğlendiren Şarkıcı Maria otelciye giderek barda bulunan faturasını öder. Şarkıcı Maria’nın bu masrafları tahmin edeceğiniz üzere 1000 pesoluk yekûn tutmaktadır.

Son olarak yabancı geri döner ve otelciye planlarının değiştiğini ve otelde kalamayacağını söyleyerek 1000 pesosunu geri ister. Yabancı parasını geri alır. Otelci, kasap, çiftçi ve Maria borçlarından kurtulmuştur. Bu kuş uçmaz yerde hayat güzel ve işler tıkırındadır.

Ekonomistlere gönderme yapan bu hikâye problemin nerede yattığını açıklamaları için onlara meydan okumaktadır. Esasen hikâyede yanlış bir şey yok, teorik olarak gerçekleşmesi mümkündür. Elbette gerçek hayatta ‘otel-bar’ın başka kullanıcıları da vardır, kasabın birden fazla müşterisi vardır, çiftçi başka toptancılara da et satıyordur ve Maria’nın hizmetlerini yalnızca bir müşteriye hasretmesi pek olası değil. Bu bilmece fazlasıyla basite indirgenmiş gibi görünüyor.

Bunu bir kenara bırakarak hikâyenin özü ile devam edelim. Buradaki hata Maria, çiftçi, kasap ve otelcinin ürün ve hizmetlerini kredi karşılığında kullandırmaya devam edeceklerini varsaymaktır. Başka bir yabancının çıkagelip hepsini borçtan kurtarmasını varsaymaları da mümkün olduğu halde otelcinin tekila için, Maria’nın hizmetleri için ve diğerlerinin de nakit istemeleri çok daha muhtemeldir. Krediyi aradan çektiğiniz zaman, krediye dayanan bütün tertiplerde olduğu gibi, bu düzen yıkılmaktadır.

Kırık Cam Yanılgısı

On dokuzuncu yüzyıl Fransız ekonomisti Frederic Bastiat’ın ise kırık bir camla ilgili farklı bir hikâyesi vardı. Bu hikâye, kırık cam yanılgısı ismi ile tarihe mal olmuştur. Bir esnaf çocuğu bir pencere camını kırar. Olaya şahit olanlar esnafı teselli ederler ve eğer hiç cam kırılmasaydı camcılar işsiz kalırdı derler. Bu mantık silsilesine göre cam kırmanın iyi bir şey olduğu sonucuna varılır çünkü paranın dolaşmasına sebep olmaktadır.

Bastiat burada görünenin yanı sıra görünmeyenlerin de olduğuna dikkat çekmektedir. Pencere camının kırık olduğunu ve yeni bir camın istihdam yaratacağını herkes görebilir. Esnafın parası bir seçenek olarak, onun gerçekten istediği bir şeye harcanabilirdi. Bastiat’ın örneğindeki esnaf eskiyen ayakkabılarını değiştirebilir veya başka bir kitap alabilirdi. Kırık camın bu alternatifi görünmemektedir ve dolayısıyla paranın üretim gücünün heba edilmesi hesaba katılmamaktadır.

Günümüzde dahi yıkımın olumlu bir yanı bulunduğu savunan iktisatçılara rastlıyoruz çünkü yok olan veya hasar gören mal-mülkün yeniden inşa edilmesi görünürde istihdam yaratmaktadır. Ardından bu yanılgıyı bir adım daha ileriye götürerek, olmadık yerlere köprüler inşa etmeyi ve devletlerin şatafatlı diğer girişimlerine destek vermeyi meşrulaştırıyorlar. Gözle görünen şey faydası devletler tarafından kararlaştırılan  inşaat projeleridir, aslında devletler bu kararın fayda veya zararını ölçebilecek gerekli donanımlara zaten sahip değildir. İşin görünmeyen kısmı ise yapılan masraflar için toplanan fakat kendi tercihlerine bırakılsalar, sıradan insanların kendi seçtikleri şekilde harcanabilecek vergilerdir. İnsanlar paralarını bir şeye harcamaya karar verdiklerinde gerçekten faydalı şeyler üretmeleri için diğer insanlara iş sağlamış olurlar ve ekonomik kalkınmanın arkasındaki gerçek itici güç işte budur.

Bu, tüm devlet projelerinin tamamen israftan ibaret olduğu anlamına gelmiyor. Bazı işlere yarayabildiklerini kabul etmek gerekiyor. Fakat bu genellikle şansa bağlı bir durumdur ve devletler her seferinde muhakkak para israfı yapmaktadır.  Bastiat’ın dikkat çektiği nokta Meksika köyündeki borcu silmek için kredi kullanılmasından farklı olsa da, ikisi birlikte, modern iktisadın arkasındaki en yaygın iki yanılgıyı kapsıyorlar.

Meksika hikâyesini bir adım öteye götürelim, devlet köydeki yoksulluğu görür ve belki turizm ile bölgesel istihdamı canlandırmak adına köydeki otel gibi yerel işletmelere teşvik verir. Bu teşviğin başarılı olup olmamasından bağımsız olarak, iyi haber şu ki Maria artık içkilerinin ücretini ödeyebilir çünkü çiftçi ona ödeme yapmıştır. Çiftçiye de kasap ve ona da otelci ödeme yapmıştır. Otelci ise turizm bakanlığından teşvik (sübvansiyon) almıştır.

Ne yazık ki otelcinin, turistlere daha iyi hizmet verme yönündeki devlet beklentisini karşılamasının pek muhtemel olmadığını, tecrübelerimiz bize gösteriyor. Bunun yerine bu teşviğin devlet için süregiden bir yükümlülük haline gelmesi ve otelcinin bunu doğal hakkı olarak görmeye başlaması daha muhtemel. Ve eğer devlet paranın heba edildiğini fark etse bile teşviği sürdüreceğini vaad eden bir başka politikacı muhakkak ortaya çıkacaktır. Bu da bizi daha ileri bir (görünmez) mülahazaya getiriyor: Bu köyün adını bile duymamış bir insan neden Maria’nın tekila bardağını dolu tutmak için vergi ödesin?

Modern ekonomistlerin bu Meksika hikâyesini büyük ölçekte uygulamaya devam ettiklerini öğrenmek okuyuculara garip gelebilir fakat bu bir gerçektir. Keynes bazı faktörleri öngörmeden bu teoriye kendini kaptırdı ve Keynes’in peşi sıra diğerleri de gitti. İlave para ya da krediyle finanse edilen tüketimin ekonomiyi sürekli canlandıracağını farz ederken kenara tasarruf olarak ayrılan birikimleri hesaba katmamıştı. İşin içinden olmayan bir insanın Keynes’in bize ne anlatmaya çalıştığını anlayabilmesi için onun hedefini bilmek yardımcı olacaktır ki bu da özetle Maria’nın tekila bardağının sürekli doldurulmasıdır.

Elbette eğer hikâyedeki üç kahramandan birisi zor günler için biraz para biriktirecek kadar düşüncesiz davranırsa, Maria daha az tekila içmek durumunda kalacaktır. Dolayısıyla otelcinin devletten daha fazla para almaya ihtiyacı olacaktır. Tasarrufa yönelik neo-Keynesçi (yeni Keynesçi) eleştirinin dayanağı budur.

Keynes esasen tasvirini yaptığı şey hakkında bilgisiz bir görüntü veriyordu. Tarif ettiği şey yeni paranın ekonomiye nasıl nüfuz ettiğiydi. Fiyat etkisini görmezden gelme yanılgısına düşmüştü. Meksika’daki köyümüze dönersek, turizm teşviği alan otelciye turizm bakanlığındaki uzmanlar tarafından patates kızartmasını azaltıp et porsiyonlarını büyüterek yemek menüsünde iyileştirme yapması gerektiği söylenir. Dolayısıyla otelcinin et ihtiyacı arttığı için kasabın çiftçiden daha fazla hammadde alması gerekecektir fakat çiftçinin sınırlı sayıda sığır, koyun ve keçisi vardır. Çiftçi fiyatlarını yükseltir. Kasap da otelciye verdiği fiyatı artırır ve otelci de bunu Maria’nın tekilaları için daha yüksek bedel alarak telafi eder.

Mesleğini otelde icra etmenin faturasının yükseldiğini gören Maria doğal olarak, hizmetleri için çiftçiden daha fazla ücret istemeye başlar. Yani otelcinin aldığı turizm teşviği yoluyla köye giren bu yeni para sonuçta kimseyi olduğundan daha iyi bir hale getirmemiştir çünkü tek yaptığı şey fiyatları tırmandırmak olmuştur.

Küçük izole bir köyde, fazladan paranın ekonomi üzerindeki etkisini tasavvur etmek kolaydır. Daha büyük bir ekonomi üzerindeki etkileri de aslında aynıdır. Daha fazla tüketici, tacir ve üretici arasında dağılmış olduğu için göze daha az çarpar ve tamamen sindirilmesi daha uzun sürer fakat yine de fiyat etkisi zamanla fazlalık parayı nötralize etmektedir (etkisini ortadan kaldırmaktadır).

Ticaretin Doğası

Fazlalık paranın harcanması esnasında nasıl fiyatları yukarı ittiğini ilk kez Richard Cantillon 1730’larda yazdığı Essay on the Nature of Commerce in General – Ticaretin Doğası Üzerine Genel bir Çalışma’da tarif etti. İktisat mesleğinin diliyle, Cantillon, parasal genişlemenin fiyatlar üzerindeki zamanlar arası etkisini tarif etmiştir. Bu, günümüz ana akım iktisatçılarının asla değerlendirmeye katmadığı bir husustur. Burası Keynes’in yanıldığı nokta. Keynes, bir ekonomiye yeni para serpiştirmenin katlayıcı (türetici) bir etki göstereceğine inanıyordu ama durum böyle değildir. Bu alt tarafı yeni paranın fiyatları artırırken takip ettiği yoldur. Onun hatası fiyat etkisini görmezden gelmektir.

Keynes’in durumu tamamen yanlış anlamasının merkezindeki sebep, eski dostumuz Say’ın iş bölümü (mesai taksimatı) üzerine kanununu görmezden gelmesiydi. Say kanunu, ihtiyaç duyduğumuz şeyleri satın almak için üretim yaptığımızı ve paranın yalnızca emeğimizi depolamakta kullandığımız bir araç olduğunu söyler. Şurası açık ki eğer bir kişi kimsenin istemediği şeyler üretiyorsa veya kârlı bir biçimde üretim yapacak kadar talep oluşmuyorsa, o üretici sonuç olarak tüketici rolünü icra ederken ihtiyaç duyduğu şeyleri alamayacaktır. İşte bu sebeple tüm üreticiler tüketicinin dümen suyuna gitmelidir (bir dediğini iki etmemelidir). Öyleyse, para istifleme arzusunda genel bir değişim olmadığını varsayarsak, üretim her zaman tüketim ile birikimlerin (yani ertelenmiş tüketimin) toplamından oluşmaktadır.

Elbette para miktarını şişirerek suni bir talep oluşturmak mümkündür. Fakat bunun işe yaraması için talebin hakiki olduğu yönünde insanların kandırılması gerekir. Ne yazık ki suni talep nihayetinde her zaman tüm para stokunun, yani emeğin geçici deposunun değerini düşürmektedir. Sonuçta paranın alım gücü azalmaktadır. Cantillon bize bunun nasıl olduğunu gösterdi. Bir ekonomist nasıl olur da herkesin üretiminin değerini düşürerek genel refah seviyesinin artırılabileceğini düşünür sorusunun ikna edici bir cevabı yoktur. Ne de olsa kredi açmanın veya ham para basmanın amacı genel refah seviyesini artırmaktır.

İşte bu noktada modern iktisatçılar, asılsız fikirler ile devreye giriyorlar. Meksika’nın diplerindeki bir köy ahalisi ile ilgili basit bir hikâye kafalarını karıştırıyor, bu yüzden, bilmece cazibe kazanıyor. Basit bir önerme, yani genellikle müsrif olan görünürdekilere kıyas ile görünmez olanların, yani ekonomik gelişime giden gerçek yolun arasındaki farkı anlamayı başaramıyorlar.  Bunun yerine alakasız matematik hesaplara girişiyor ve makro ölçeğin mikro ölçekten her nasılsa farklı olduğu hayaline kapılıyorlar. Ardından, ekonomi sanki dev bir su şebekesiymiş gibi bilgisayar modelleri tasarlıyorlar.

Ekonomik modellemelerinde bizim Meksikalı karakterlerimize benzeyen bir şey göreceğinizi ummayın. Maria’ya gelirsek, onun köye sunduğu katkı, modern ekonomistler ile onların nihai mutemetleri arasındaki ilişkiyi gösteren akıllıca bir mecaz.

Keynes’in İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi (The General Theory of Employment, Interest and Money) adlı kitabının 10. bölümünün 1. ve 2. kısımlarına göz atınız.

Keynes Çarpanı üzerinde anlaşılır bir eleştiri okumak isterseniz Frank Shostak’a göz gezdirin: https://mises.org/blog/how-magical-keynesian-multiplier

Bir yorum yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here